..................................
6/5/2008 ·
Arkadaşlar bunlar benim sürekli kullandığım linklerim:) Tıklayıp bakarsanız memnun olurum :)
Arkadaşlar bunlar benim sürekli kullandığım linklerim:) Tıklayıp bakarsanız memnun olurum :)
Yine bir 14 Şubat daha! Sokaklar cıvıl cıvıl, el ele sevgili cümbüşüdür bugün. Nereye baksak irili ufaklı kırmızıları gülümser şekilde buluruz. Her tarafta sevgililer günü özel indirimleri, paketleri, hediyeleri...
Bir haftadan başlar "ne alsam, acaba?" diye. Tüm sevenler ise en güzelini alma çabasında...
Paran varsa gösterişli yaparsın, paran yoksa kalbini çıkarıp verirsin en kırmızısından... Ama en güzeli de en anlamlı olanıdır herkes için.
Her şey iyi hoş. Gelenek her yıl sürüp gidiyor. Sevgimizi anlatacak en güzel somutu vermek ya da almak... Herkes sever... Ama sevginin dışa vurulması için özel bir günün mü olması gerek? (herkes için demiyorum, istisna olabilir.) Eğer aşıksanız her günün o özel gün gibi olması gerekmiyor mu? Sizce haksızlık olmaz mı "seni seviyorum" demek için sevdiğine bir yıl beklemek. Ya da "seni seviyorum" demek bir güne sığdırılacak kadar basit mi?
Siz siz olun gene her günü o özel gün gibi yaşamaya bakın... Herkes gerçek aşkı hak eder. Her gününüzü ilk günkü gibi yaşamanız dileğiyle... :)
Bazen bir çiçek gibi soluyorum. Yapraklarım ve çiçeklerim dökülmeye başlıyor. Tam sona yaklaşmışken aniden güneşi, onun enerjisini hissediyorum ve tekrardan yeşeriyorum. Dimdik oluyorum gene doğanın zorluklarına karşı. Bir döngü gibi sürüp gidiyor bazen.
Hayat da böyle oynamıyor mu bizlerle. Kimi zaman her şey yolunda giderken kimi zamanda bir bakmışız karanlıkta yalnız başımıza. Oturup etrafın görünmesini mi beklemek ya da…Ama önemli olan da ışıksız bir şekilde aydınlığı bulabilmek değil mi?
Hayatın planlanmış bir şekilde önümüze konmasını beklemek bulunduğumuz yerden yıldızlara dokunmaya çalışmak gibi olur. Zorluklar, engel olanlar ve hüsranlar… Eğer bir de yalnızsak savaşımızda iş gerçekten zordur bizim için. Önemli olan plansız giden hayatı düzene sokup, hayallere doğru koşmak… Durmadan… Yılmadan…
İnancımızın yittiği anlarda içimize acı saplandığını hissederiz. O günlerde aynaya baktığımızda nedense hep gülmeyen suratı dil çıkarır buluruz “Git başımdan dercesine.”
Bazen öyle bıkarız ki olanlardan, hiçbir şeyin tadını anlayamayız.
Bazen de hak ettiğimizi düşündüğümüz zamanlar yakalayamayız isteklerimizi. En çok da acıtan budur sanırım. Ama benim bildiğim güçlü senler her zamanı lehine çevirir zamanı umudunu, inancını yitirmeden.
Ve ben inanıyorum, eğer yürekten istiyorsak, kendimize güveniyorsak, hayatta olmayacak şey yok. Yeter ki iste! Gönülden! Pes etme ne olursa!
“Hayat ilginçliklerle dolu bir türlü sonu gelmeyen oyun ve bu oyunun kalemi bende” diye haykırabiliyorsan hayata; o zaman seni istesem de tutamam. Sen engelleri ayağınla itecek kadar güçlüsün. Durma devam et!
“Kendimi seviyorum
Hayatı da!” de
Unutma! Her zaman içimizde bir siyah bulunur. Bulunmalı da bence, ama önemli olan onu egemenliğimiz altında tutabilmektir. Eğer dizginleri bir kaçırırsak, siyah tüm vücudumuza bir yayılırsa o zaman hayatın amansızlığına karşı boyun eğmek zorunda kalırız ve sonunda siyahın içinde boğulup hayata karanlıklar ardından veda ederiz.
Ama biliyorum ben sen hayatın tüm renklerini yaşatıyorsun kendinde…
Gülümsemenizin eksik olmaması dileğiyle…
Evet, gerçekler. Fakat farkında olmadığımız, ya da hiç merak etmediğimiz bir şey var. Ya arkasındakiler, yansıyanların ardındakiler… Ötesi…
Görünümün ardına salkınmış bin bir çeşit gerçeklik. Onara ulaşmak kolay değil. Aynada kendine bak. Kendinle sohbet et. Düşün. Sonra yansıyanlara bak, incele aynadan onları.
Odandasın, aynadan yansıyan kitaplarını incele. “Ne var” diyeceksin “her şey olduğu gibi işte.” Hayır, hiçbir şey gözüktükleri gibi değil. Aynadan gözükenler sadece sonuçlar, görünenlerin yansımaları… Düşünmemiz gerekenler burada başlıyor. Aklından geçir, acaba o kitapların arkasında neler var? Aynaya yaklaş daha da belki görebilirsin arkasındakileri. Öyle mi sence? Aynanın dibine sokulup iyice bakmak değil. Eğer gördüğümüzün ötesini merak ediyorsak, yüzümüzü görünene çevirip, harekete geçmeliyiz. Aynaya yaklaştıkça gerçekten uzaklaşıyorsun. Gerçeğe ulaşmak için ya aynadan geçmeli ya da harekete. Yaşadığımız fantastik bir dünya olmadığına göre harekete geçmek en iyisi olacak senin için. Aynaya yaklaştıkça kendinden başkasını pek göremezsin. Kendini keşfetmek için bile bir uğraş içinde olman gerekiyor. Dön ve aynadan yansıyanın arkasındaki gerçeği öğren.
Sonra göreceksin neler varmış arklarında… Bilinmesi gereken onca şey… Ya da yansıyanlar hiç de görünen gibi olmadığı.
Sizce ne kadar gerçek görünenler? J
Hayatınız da her şeyin mutlu gerçeklikler üzerinde olması umuduyla…
O kadar sinirliyim ki her şeye, herkese ve etrafa öfkemi kusuyorum. Her şey beni deli ediyor ve tat alamamaktan, dinginleşememekten kendimi alıkoyamıyorum. Sinirli gözlerle sabit bir noktaya kilitlenmişim. Öfkemi bakışlarımla kusuyorum. Tüm vücudum alev topu gibi dokunanı yakacak şekilde, ama dışarıdan çok da zararsız görünümde. Put gibi kalmak buna diyorlar sanırım. Bütün hıncım düşüncelerimden dökülüyor. Aslında tam olarak neye sinirli olduğumu da bilmiyorum, çok şey aklımda dönüp duruyor ama tam olarak ne? Ya biliyorum ama düşüncelerimde, sadece açıklayamıyorum dilimle.Kısacası her şeye, herkese, hayata bağırıyorum. Niye? Hayatın içinde…
Sanırım sessiz bir sinir krizi geçiriyorum. Bundan nefret ediyorum “Sessiz siniiiirrr kriiziii” diye düşüncelerim bağırırken içimdeki içimdekilerde yankı oluşuyor karşılıklı ayna misali… İçimdekiler başlarını tutmuş, damla damla ter süzülüyor simalarından. Onları hissedebiliyorum. Onlarda kilitlenmişler bir noktaya. Tek fark ben kısa bir felç geçirmiş gibiyim. Lanet gibi… Lanet olsun demekten başka bir şey kalmıyor.
Gözlerim yerlerinden çıkacakmışçasına kasılmış, damarlar kızarmış. Olduğundan irileşmişler. O an yanıma biri gelse hiç acımadan öldürürmüşçesine tüm benliğim. Aslında biri gelse de öldürsem… İşte belki bu beni rahatlatabilir… Ama hayır, ne kadar böyle düşünsem de yapamayacağımı biliyorum… Belki de hayatım boyunca bu yüzden sabitleniyorum. Cesaretsizin, kendine güveni olmayan birinin tekiyim.
Ama biliyorum ki şu an o gelip bana seslenecek ve yavaşça kafamı çevirip ona sahte bir gülümseme göstereceğim ve o asla içimden ona küfrettiğimi bilmeyecek, ama onun benim için aptal diye düşündüğünü her zamanki gibi ben hissedeceğim. Ve gene her şeyi içime atacağım. O alaylı sırıtmasıyla yerine dönerken ben çalışmaya devam etmek için düşüncelerimi dağıtacağım. Devam etmek zorundayım. Cadı sırıtmasıyla hayatını kurarken ben yıllarca bulunduğum mevkide antikalaşmaya devam edeceğim. Neden mi? Hayatın içinde…
Ve her zamanki gibi o geldi. Her şey içinizden geçirdiğiniz gibi akıp geçti. O hafif dokunuşunu yaptı, fakat bu sefer iki kez dokundu. Ve üçüncüyü… Ve…Bu sefer neden fazla dokundu. Farklı giden bir şey var.
Ya da nerden bilebilirdim ki bir gün kalbimin aniden durup sadece bakışlarımın değil bütünümün sabit kalacağını. Son kez ve bir kez de olsa içimden hissettiklerimi ona dışarıdan deseydim. Hayattan göç ederken bile bakışlarımın derinliklerinde nefret ve acının karartısını görebiliyorum. Artık istesem de yapamam hiçbir şey. Ben yapamadım ama sen yapabilirsin. Nasıl mı? Biliyorsun… Senin içinde… Hayatın içinde…
« Önceki | Sonraki »